AŞK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AŞK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2020 Salı

NASİHATLER 1 AŞK ÜZERİNE!

 “ÇİRKİN AŞK YOKTUR”

Bu satırları okumaya başladıysan ya âşıksın; ya da kalbinin derinlerine gömdüğün aşkların var. Önce şunu bilmeni istiyorum: Bence aşk, kesinlikle yaşanması gereken bir hal.

İkimizde biliyoruz; her zaman mutlu etmiyor ve hatta seni durumdan duruma; duygudan duyguya sürüklüyor. Yaşayacaklarına ilişkin geniş bir ihtimaller listesi var:

Bir kere; karşındaki kadın ya da adam sana karşılık verebilir ya da seni reddedebilir. Önce sevip sonra vazgeçebilir. Ama hiçbiri hissetmek için engel değil. Aşk, bir kere içinde yeşermeye başladıysa renkli ve gizemli bir bahçeye adım atmaya hazırlan.

Bak şimdi; senin olan da; senin olmayan da; senden giden de hislerini ve düşüncelerini fark etmeyi öğretiyor. Kendini fark ediyorsun.

Aslında olay tamamen sende başlıyor ve bitiyor.

Bir kişide tüm hislerini çözmen de mümkün; defalarca kez aşık olup, her birinde kendinin bir parçasını keşfetmende.

Neticede kendini öğreniyorsun. E tabi, bu sürecin hep mutluluk vermesini beklemek yanlış. Hayatta sadece ama sadece keyif ve mutluluk veren ne var ki? Siyah ve beyaz ve aradaki tüm renkleri tadacaksın. Kaçış yok.

Tattığın her duyguda neyi istediğini ve neyi istemediğini anlayacaksın. Mutlu aşk için ilerlemen gereken bir yol ve çözmen gereken düğümlerin var.

Aşktan aşka göre, duygu yoğunlukların da değişiyor: Bu bana huzur,  şu tutku, oradaki de akıl verdi… diyebilirsin.

Ve biliyor musun; en çok teşekkür etmen gereken bence akıl veren. Ama bu “akıl vermek” sorunlarla karşılaştığında çözüm için gerekli yolu göstermek, demek değil. Seni ıslah etmek, demek. Seçimlerindeki yanlışlarını fark etmeni sağlayan “çirkin aşk” demek.

Ve genelde de bu kişi, en çok zorlayan ve saçmalayan sevgili oluyor. Acıyla öğretiyor. Senin neyi istemediğini net bir şekilde anlamanı sağlayan o çirkin aşk.

Uzun vadede, yaşattıkların, hissettiklerin ve öğrendiklerin için teşekkür ediyor ve daha güzel deneyimlere yelken açıyorsun.

Sonuç: çirkin aşk yoktur.

 


8 Haziran 2016 Çarşamba

Tanımadığım Birine


Kimsin sen güzel adam?
Ne saklıyorsun buğulu gözlerinin gerisinde?
Çok mu zordu hayat?
Ondan mı bu kadar soğuk, uzak, karanlıksın?
Hep kendindesin, hep izliyorsun her şeyi uzaktan?
Nereye kadar?
…
Arkadaş da mı olamayız?
Sesinin tonu gerçek mi?
Yüzün ifadesiz mi böyle gerçekten?
Saklanıyor musun yoksa?
Kimden, benden mi neden?
...
Soru işareti!

12 Mayıs 2013 Pazar

Bir Vakitler Bir Aşk Varmış Desinler


“Bir vakitler” diye başlayan yazının kahramanları, bir adam ve onu yıllardır görmeyen bir kadındı. Tesadüf eseri, alelade bir yerde ayak üzeri kesişen yolları kısa sürede ayrılmıştı. Hayatları başkaydı… Adam kadını kısa sürede unuttu, hayatına baktı: hayalleri ve onları gerçekleştirmek için kurduğu makul planları vardı. Hayat adama cömert davrandı ve beş yıl içerisinde ona istediklerini verdi. Ülkeler gördü adam, şehirlerde yaşadı, kadınlarla tanıştı. Kadın hiçbir yere kımıldayamadı, adamı uzaktan izlemekle yetindi. Evrenin cömert enerjisine güvenerek umut etmeyi sürdürdü. Gördüğü bir fotoğraf, duyduğu bir kelimeyi hafızasına kaydedip, içinden tekrarladı… Sonsuz bir özlem duydu, engel olamadığı bu his içini çöle çevirdi, yaktı kavurdu. Arabesk filminde Şener Şen’in çölde “Allahım kör et beni” şarkısını söyleyerek sürünüşü gibi süründü senelerce ve haline acısa mı yoksa gülse mi bilemedi… Aslında kadın salak da değildi: Kendi kendine neden bunu yaptığını çok sordu ama bir türlü doğru cevabı bulup veremedi. Sadece salak olmamasına rağmen(!), salak bir saplantıyla bu adamı unutmamayı sürdürdü. İspanyolların dediği gibi “Hayat varsa umutta vardır.” son nefesini verinceye kadar o adamın adını unutmayacağını da biliyordu ve yeniden yollarının bir nedenden kesişeceğine duyduğu inancı hiçbir zaman yitirmedi. Adam şimdi bir yerde mutlu mesut yaşıyor ve kadın başka bir yerde onu unutmamayı sürdürüyor… Aşk kumar gibidir, kim kazanacak kim kaybedecek bilinmez ve Hayat sürprizlerle doludur, vakti gelir veri verir masum yüzlü arsız bir kadın gibi şaşarsın. "Bir vakit verelim" görelim(!)

...
Ölmezsem yazarım.

1 Nisan 2013 Pazartesi

Korkak



Kaç kere sevmedin hiç saydın mı?
Kaç kere sevmedin onu…
Kaç yıl sevmedin, ay ve gün!

Gözlerinden kaç kere kaçtın hiç saydın mı?
Bir saniyeliğine baktın, yetindin…
O saniyeyi kalbinde, “ sanki zaman durdurmuştu” gibi hissettin
ve sevmedin onu.
Onu kaç kere sevmedin!
Kaç bakış
Kaç yıl, ay, gün…

Ellerinden kaç kere kaçtın hiç saydın mı?
Bir anlık dokunuşla yetindin.
O bir anlık dokunuşu “sanki aklımı başımdan aldı” gibi hissettin
ve tekrar tekrar hissedip derinlerinde sevmedin onu.
Kaç kere sevmedin!
Kaç dokunuş
Kaç yıl, ay ve gün…

Hayır sevmiyorsun onu, hiç sevmedin,
Hiçbir bakış, hiçbir dokunuş,
Hiçbir an,
Hiçbir zaman.


Zaten hiç sevilmedin de, sevmediğinden.
Şimdi o bir yerde sen başka bir…
Sustu sözler.
İçin de sus pus.
Oh!

Yaz, çiçekler ve ay,
Filmler ve yazılar,
Şiirler ve şarkılar da olmasa…
Ne güzel olurdu!

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Aşka Yaz

Seviştim kelimelerle.
Bazı gündüz,
Bazı gece.
Aşkı aşkla yazdım,
Sonu gelmez kelimelerce.
Dilde “aşk” tek hece.
Sesi az çıksa da O,
Günde ve dünde
Çözülmez uzun bir bilmece.
Nefes nefese kalıyor insan,
Anlatırken de anlarken de.
Yorgun düşürüyor defalarca ve defalarca.
Pes etmiyor insan yine de.
Merak, her yenilgide büyüyor.
Onu büyütüyor da haliyle.
Aşk” büyük büyük konuşturuyor:
“Aşka yazmayı bıraktığım gün yaşamadığım gündür!”
dediğim bile oldu vaktinde.
Şimdi bakıyorum da ben aşka yazıyorum,
Ne mutlu bana demek ki hala yaşıyorum!
Ö.K.

23 Şubat 2012 Perşembe

İmparatoriçe, Aşkı Akla Hapsetti.

Uzun uzun zaman önce, bir imparatoriçe vardı.
Kırmızı rengi yasakladığı diyarında,
Akıllı uslu yaşayıp giderdi.
Bu imparatoriçe ilk görüşte aşka hiç inanmazdı (!)
Bu yüzden aşk, ilk öpüşte aklını esir aldı.
İmparatoriçe karıştı!
Soylu ve erdemli arayışı tene mi yenilmişti?
Tine ten mi hükmetmişti?
Maviye boyadığı diyarını al bastı.
Sakin renkler cümbüş etti.
Cıvıltı, pırıltı, kıpırtı tı tı tı…
Duygular dört bir yanda yankı yankı çoğaldı…
İmparatoriçe Aşktan ötürü akılsız kaldı.
Bir deli divane imparatoriçe oldu, çıktı…
Kendini bilmez halde duygularına teslim oldu.
Aklını başından alan Aşk, başta güzeldi:
Lezzetli bir yemekti,
Mis bir kokuydu,
Muazzam bir görüntüydü…
Kendi diyarına ve imparatoriçeye hükmeden imparator, başka birini öpene kadar aşk böyle sürdü.
Ve sonsuza kadar mutlu yaşamadılar.
Aşk geride harabe bir diyar ile yıkık bir imparatoriçe bıraktı.

"İşte o gün bugündür;
İmparatoriçenin diyarında Aşk, akılda hapistir!"

15 Temmuz 2011 Cuma

Alev Alev Aşk

Zaten sen,
güneş gibi sarışınsın.
Parıltılı bir kumsal bakışların.
Yansam da kalmak istiyorum kollarında.
Bugün de dün kadar sıcaksın.
Yarın, her şey yine güzel olacak.
Çünkü güzelim,
sen beni yakmak için yaratılmışsın.

Ö.K.

17 Mart 2011 Perşembe

FRİDA

Girdiğimde ruhumu ısıtan bi' yatak isterim ve kalbimi örten geniş ve yumuşak bi' yorgan!.. Çıkmm içinden, sonsuza kadar uyurum ve tatlı bir rüy olur bütün yaşam. Başka türlü istemem ne yatak ne yastık ne de yorgan. Gerçeği, dimdik ayakta yaşarım, tek başıma ve sağlam... Ö.K.

Mazi Kalbimde Yaradır

Yanımdayken daha,
çok özledim.
Sensiz kendimi düşündüm,
öyle üzüldüm ki halime,
ağlamak istedim.

Sonra gitin!
Üç sene geçti üzerinden,
ama geçmedin.
O yüzden bitmedi özlemim.
Senin için,
arda bir,
en çokta,
yağmurlu havalarda
ıslanıyor gözlerim! Ö.K.

Tatlı bir teselli

Soru: Aşk dönüp gelir mi?
Cevap: Gerçek aşksa evet! Ö.K.

14 Ocak 2011 Cuma

O bile evlendi

Birileri diyor ki;
Evlenmek gerek!
Kim bilir ki,
Kiminle evlenecek?
Ben diyorum ki,
Gün günü izleyecek.
Gül dalında yeşerecek.
Bülbül güle değecek.
Gün, gül, bülbül…
Derken (!),
Gönül dert etme sen,
Zaman gösterecek!

Ö.K.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Soğuk

Eskimiş insanlar, belki de eskitilmiş.
Benim yakam karışık,
Sense eminim her zamanki kadar açık, saçık.
İçimde eskiden kalma bir acı,
Karlı havalarda ise acı, daha çok tatlı bir sızı.
Başımı dik tutuyorum,
Kar yumuşacık konuyor kirpiklerime.
Tane tane, soğuk ve ıslak…
Seni düşünürken;
İçimi ferah tutuyorum, serinkanlı kalıyorum.
Yoksa sensizliği hissederim, buz keser içim.
...

24 Kasım 2010 Çarşamba

PARİS'TE KADIN

KIRMIZILAR İÇİNDE BİR KADIN Güzel bir kadının üzerinde kırmızı bir elbise… Eldivense güzelliğine güzellik katmak için ellerinde. Güneş rengi saçlarını rüzgâr okşuyor ve o gözlerinde sonbaharın tatlı hüznüyle, gözlerine bakıyor. Geniş meydan sessiz. Arnavut kaldırımına, yüksek ağaçların ve sokak lambalarının gölgesi düşmüş… İleriki kaldırımda ise meraklı insanlar var; ama oldukça uzaktalar. Kırmızı elbiseli kadın, yeni güne “güzel” başlıyor, başında günün tatlı telaşı...



KIRMIZILAR İÇİNDEKİ KADIN Tutkulu… Kırmızılar içindeki tutkulu kadın, Paris’in ihtişamlı sokaklarında göz alıyor. Sanki üstündeki ateşten bir örtü… Keskin bakışlarındaki yakıcı anlam, büyülüyor. O kıyafetindeki kırmızıda ruhunu yaşıyor. Asil sokak lambasının süslü gövdesine, dayamış gövdesini sana bakıyor. Gözlerinde serin bir buz rengi… Ve “ateş” içine işliyor…



KADINDA SİYAHIN ASALETİ Taştan köprüyü yosun tutmuş. Köprünün altından Paris’in meşhur Sen (Seine) Nehri akıyor. Altın, siyah, beyaz ve yeşil çevredeki her şey. Renkler sanki dile gelmiş, derinlerden bir yerlerden konuşuyor: “Hayat aslında çok renkli bir fon!” Kadının dayandığı asırlık taşlar, yılların çizgisini taşıyor. Ve siyahın derin asaletini üstüne giyinmiş kadın, nehri dinliyor; Bekliyor, usulca aşkı bekliyor!



SİYAH VE BEYAZ Bekliyor… Kadın, her zamanki kadar şık ve rahat; hayatın ona vermeye hazırlandığı hediyeleri bekliyor. Siyah fonda beyaz puanlar… Yumuşak kumaşlı gömlek teninden akarken ve üzerindeki küçük puanlar aşağıya yuvarlanırken, o büyük bir keyif alıyor. Kendinden aldığı keyif büyüdükçe, çevresindeki dev yapılar silikleşiyor. İhtişam ve göz alıcı güzelliğin karşılığı kadın oluyor. Etrafındaki bayanlarla beylerin gözleri ona takılıyor. Kadın ilgi çekiyor, çok ama çok güzel olduğu hissediyor.



EYFEL’İN RENGİNE BÜRÜNMÜŞ KADIN Hayat tam şu an safari tonlarında… Narin elleriyle kavradığı çantasında anılar… Kadın, geçmişi düşünüyor: Onunla kalabalık bir yolda yürüyordu ve insanlar etrafından akıyordu. Sonra o kulağına eğilip, en masum ses tonuyla “Seni seviyorum kadınım.” diye fısıldıyordu. Çantasını munzur bir çocuk edasıyla kavrayıp “Ver birazda ben taşıyayım, yoruldun.” diyordu. Tebessümler, güzel sözler ve buseler… Sonra gün, istemeselerde bitiyordu. Kadın eve girip çantasını açtığında içinde bir yüzük buluyordu ve yüzüğe sarılmış kağıtta şöyle yazıyordu: “Benimle evlenir misin?”



SAAT ÖĞLEN 12:00 Saat tam öğlen. Kadın gri asfaltı ezerek yürüyor. Siyah elbisesi, eldivenleri ve gözlüğüyle şeffaf havayı yararak ilerlerken, çiçek kokan parfümü etrafa yayılıyor. Her şeyin bir kokusu var… Aşkın, kadının ve Paris’in… Küçük çantasında, bir davetiye… En sevdiği arkadaşı bugün nişanlanıyor. Kadın, bu yüzden bugünü daha özenli yaşıyor. Bazen bazı anlar var ki; diğer anlardan daha fazla ilgiyi hak ediyor. Üstündeki siyah elbisesini işte hep, böyle günlerde giyiniyor; çünkü güne verdiği değeri göstermek istiyor…



BAŞARILI BİR KADIN Başarılı bir iş kadını; Kendinden emin, cesur, kararlı ve çalışkan… Saygın bir tavrı ve mağrur bir duruşu var. Yıllar, ona güzellik veriyor ve başarı getiriyor. Çünkü o hiç pes etmiyor. İçindeki yaşam enerjisi onun en büyük hazinesi. …Önemli bir toplantıya onu götüren araba, sokakta ilerlerken, saniyeler ve kafedeki sandalyeler geride kalıyor. Kadın camdan aydınlık güne bakıyor ve içinden şöyle geçiriyor: “Hazırım!”



BİR İŞ GÜNÜN SONUNDA İnsanlar ve kitaplar… Yoğun bir iş gününün sonunda Paris’in renkli sokaklarında yürümek iyi geliyor. Büyük kâğıt bardakta, küçük küçük yudumlanan, sıcacık kahveden mis gibi kokular yayılıyor. Kadın, baharın tatlı serinliğinden korunmak için bej tonlarda şık bir trençkot giyiniyor. Saçlarına, ilerlemiş günün kırık ışıkları düşüyor ve o bütün güzelliğiyle çevresini incelemeye devam ediyor…



TAM BİR HANIMEFENDİ Siyah döpiyesi içinde tam bir hanımefendi… Bir yerden gelmiş ve bir yere gidiyor. Hiçbir günü bir diğer gününe uymuyor. İçindeki onlarca kadından birini, işte tam da şimdi yaşıyor. Kadın; sade, sakin ve asil… Hayat bütün renkliliği ile akarken, siyah sanki krallığını ilan ediyor. Asaletin rengi siyah, kadının gönlünde taht kuruyor… Kadın bugün siyahlar içinde, hissettiği kadın oluyor.



SICAK BİR KAHVE MOLASI Yine yoğun bir iş günü… Halledilmesi gereken işler var, toplantı ve görüşmeler… Kahve, sıcak bir lezzet ve yorucu güne mola vermek için eşsiz bir bahane… Hayat akıyor, Kadın kafenin penceresinden onun akışını izliyor; Zihninde oradan oraya uçuşan onlarca düşünce… Ciddi, alımlı, sade ve şık… Kadının görünümü, sorumlulukları ile ilgili çok şey anlatıyor. O güçlü bir kadın!



MERDİVENLERİ ÇIKMAK Hayatta sadece “aşk” yetmiyor. Kariyer sahibi ve güçlü bir kadın olmak gerek. Her ne olursa olsun ayakta kalmayı başaran ve asla pes etmeyen bir kadın olmak… Merdivenleri tek tek çıkmak gerek bir de, içine sindire sindire… Hayata karşı sonsuz bir bağlılık duymak ve zor zamanlarda serinkanlı kalmak… Kadın kişiliğini kıyafetleriyle anlatıyor: Onu soğuklardan koruyan şık ve bej bir palto, ciddiyetini anlatan siyah bir kumaş pantolon ve yüksek ökçeli ayakkabılar… Özgüvenli bir duruş ve duygularını ele vermeyen, gizemli bakışlar… Kadın merdivenleri çıkıyor yavaş yavaş!



BANA BİRAZ RENK VER Kadın, bugün menekşe rengi… O zarif vücudunu saten, dantel ve kurdele ile dekore ediyor. Saçları ipek gibi, buğday tarlasındaki başakların rengi… Kadın, bu anlarda duygulu ve kırılgan hissediyor. Gözlerinde tarifsiz bir anlam; Sanki ağlarken içi, gülüyor gözleri. Nehir çok yakınında akıyor ama o, ne nehre bakıyor ne de onu dinliyor. Kadın, şimdi sadece, kendini kıyafetinde gizliyor.



TABLO GİBİ Yağmurlu bir gün. Taş köprünün üstünde güzel bir kadın. Ormanda yaşayan vahşi bir kaplanın kürkündeki desen, kazağının üzerinde… Saçları rüzgârdan tel tel olmuş uçuşuyor. Beyaz bir kuğu gibi boynunu sola çevirmiş; gözlerinde inceden bir keder… Bulutlar gökyüzünde ağır ağır ilerliyor ama yükünü bırakıp hafiflemeye hiç niyeti yok.

11 Kasım 2010 Perşembe

CEHENNEMİN DİBİ

Esrarlı bakışlarına inen kara perdeler gidiydi,
Kirpiklerin.
Kış günü kirpiklerine düşen kar taneleri gibiydi,
Gözyaşların.
Yeşil bir bahçede güneşten kızarmış kirazlar gibiydi,
Yanakların.
Pamuktan daha yumuşaktı yüzümdeki
Ellerin.
Yanağıma kanat çırpan kuşlar gibi konarkan,
Şekerli dudakların,
Ilık nefesini tenimde hissettim.
Kirpiklerin ve gözyaşların,
Yanakların ve ellerin,
Dudakların ve nefesin…
Sen bana “gitme” dedin,
Gitme…
Ama ben,
Sana rağmen,
Gidiyorum.
Gidiyorum işte!

Biz seninle babamızın koyduğu kuralları,
Hiçe saydık.
Hayat yolunda hız yaptık,
Limitleri aştık.
Yolumuzdan dönmedik, polis çevirdi,
Ceza yazdı, aldırmadık.
İzinsiz seviştik, alev aldı yatağımızı,
Tutuştu her yer, cümle alem.
Tefe koydu bizi bilenler,
Kara sözler raks etti, beyaz badanalı odalarda.
Kavanoz dipli dünyanın ta dibine sövdük,
Çok gündüz ve çok gece.

Şimdi,
Kirpiklerin ve gözyaşların,
Yanakların ve ellerin,
Dudakların ve nefesin…
Gitme derken,
Sen,
Ne kadar masumsun.
Suçlu bizim aşkımız, anladım.
Ama Aşkım, sen masumsun.
Bu yüzden sen geride kal sessizce,
Ben cehennemin dibine,
Yalnız gidiyorum…
Ö.K.

8 Kasım 2010 Pazartesi

HAYAL

Bir hayalin arkasından geldim.
Sana geldim!
Beni kabul eder ve seversin umuduyla,
sensiz sokaktaki köpek kadar yalnızım.
İnliyorum, içim sensizlik uluyor.


Bir hayalin arkasından geldim.
Sana geldim!
Geceleri tenha sokaklarda yürüyoruz,
senin hayalinle ben!
Umut sen, umutsuzluk gene sen.
Siyah gözlerini hayal ediyorum karanlıkta,
güneş doğuyor içime, yüzüm aydınlanıyor.

Bir hayalin arkasından geldim.
Sana geldim!
Sadece senin için…
İçin için soruyorum kendime,
Önemi yok mu hiç?
Hiç mi...
…Bir uzun yol trenindeyim,
karanlık geçitten geçiyorum.
Sonunda geçidin yaklaşan bir aydınlık var.
Aydınlık çıkışı görüyorum,
raylar devam ediyor.
Biliyor musun(!), yollar ve raylar sonunda hep sana çıkıyor.

Ben,
bir hayalin arkasından geldim.
Sana geldim!
Elbiselerim pis, tenim kokuyor.
Perişanım(!)
Gözlerim ağlıyor ama,
içimde bir bahçe var,
kuş sesleri,
mavi bir gökyüzü,
taştan evler var bir de, evler taştan.
Yosun tutmuş ağır duvarlar…

Ben bir hayalin arkasından geldim.
Sana geldim.
Güzel ve ürkek bir kuşsun ya,
ondan küçük adımlarla yaklaşıyorum,
nefesimi tut tuta,
yavaş yavaş,
sessizce.
Sapanımda ufak taşlar var.
Sensizken taşlaşan kalbimden, zararsız parçalar.
Canını yakmak istiyorum,
benimle yaşa istiyorum.
Ben bir hayalin arkasından geldim.
Sen kal olduğun yerde,
bana hayalimi ver.

Sana söylüyorum sevgili,
ben hayalimi istiyorum!

16 Temmuz 2010 Cuma

Ben oyun oynamıyorum

Bendeyken sıkılma diye,
içime dev oyuncaklar kurdum.
Ama sıkıldın yine sıkıldın!..
Mızıkçısın!..

15 Temmuz 2010 Perşembe

İPEK

Cihangir’de bir sokak,
Soldan üçüncü bina,
Köşe başından sayarsak.
İkinci kattasın,
Işıkların kapalı,
Saat sabaha karşı,
Üç otuz suları.
Düşünmek deli ediyor,
Kim var şimdi yanında?
Çilek renkli iç çamaşırın içinde sen,
Pembe renkli hayaller kurardık,
İpekten çarşafın üzerinde uzanırken.
Oysa şimdi ben,
Nefret ediyorum,
Çilekten, ipekten,
Başkasına değen teninden.
Çileğe,
Tenine,
İpek’e elveda!
Ö.K./2007

5 Nisan 2010 Pazartesi

Taş gibi içime oturdun!

Gökyüzü camına
saydam, ıslak taşlarını atarken,
gözümden damlalar,
geri dönmüş esmer tenli kağıdı ıslatıyor.
Ve yazıyorum, dudaklarım kadehle öpüşürken.
"Umut'a Özlem."
Ö.K.

Zavallı Gezgin

O bir gezgindi,
Kadınlar gezerdi.
Bedenlerini izler,
Ruhlarını dinlerdi.
‘Tutkuyla geldiği yerde’ kısa kalır,
Sonra başka kadınlara yolculuk ederdi.
Yolculukları bazen keyifli,
Bazen sıkıcı geçerdi.
Her yolculuk sonunda,
Geriye kalan aslında,
Bir an(ı)dan ibaretti.
O harcadığı her kadınla,
Anılar biriktiren bir gezgindi.
Bir gün gezgin anılarında kayboldu.
Anılar kadınlardı.
Gezgin kadınlarda kayboldu.
“Bir kadın”da kaybolmaktan korktuğu için gezgin, “kadınlar”da kayboldu.
O artık yoktu.
O artık herkes için hiç kimseydi.
Hiç kimse olmak kötü hissettirdi,
Gezgininin düşünme vakti gelmişti;
Böylece kendine yolculuğu başladı.
Kendine gelmek zordu.
Zoru başarması için bir kadın yanında durdu.
Ve sonunda gezgin o “bir kadın”da kendini buldu!..
Ö.K.

29 Mart 2010 Pazartesi

Kova ile Balık'ın Aşk Hikayesi

İçime girdiğinde taştım.
Islaktım ıslattım.
Arttım seninle,
çoğaldım sandım;yanıldım!
Çıktığında içimden,
artık eskisinden daha eksik,
ama yine su dolu bi' kovaydım.